Erkeklerde Cinsel İsteksizlik Bir Hastalık Mıdır?

Cinsel sağlığın yaşantımızdaki önemi

Sağlıklı yaşam denilince bütüncül bir yaklaşım sergilemelidir. Yani fizyolojik ve psikolojik durumun iç içe geçmiş barışçı bir bütünlük sergilemesi gerekir. Stresin yarattığı ortamın getirdiği psikolojik bunalım elbette biyolojik yaşam döngümüzü olumsuz etkileyecektir. Aynı şekilde üreme fonksiyonumuzu doğrudan ilgilendiren cinsel yaşamın da sağlıklı olması gerekir. Buradan kaynaklanan sorunlar psikolojik problemler oluşturursa vücut birçok açıdan etkilenecektir. Elbette bunun sosyo-kültürel yansımaları da söz konusudur. Dolayısıyla cinsel sağlık yaşamında temizlik, periyodik sağlık kontrolleri yaşamın düzenli döngüsü için gereklidir. Üreme yoluyla gelen hastalıklara karşı da önlemler alınmalıdır.

Erkeklerde cinsel sağlık

Erkek ve kadınlarda cinsel sorunların hasıl olmasının başlıca sebebi cinsel eğitimin ya verilmemesi ya da yanlış bilgilendirilmektir. Cinsellik insanın doğal bir güdüsü olan üremeyle ilgilidir. Yanlış bilgilerse cinsel açıdan ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Dolayısıyla erkeklerin cinsel sağlık yaşam döngüsünün düzenli olması için öncelikle doğru bilgi kaynaklarıyla beslenmelidir. Bu yanlış inanışlar ileride cinsel isteksizliğe dahi yol açabilmektedir. Bu yanlış inanışlardan birkaç örnek: Erkekler hislerini belli etmemelidir, cinsel başarı çok önemlidir, cinsel açıdan ilk adımları erkek atmalıdır, erkek daima birleşmeye hazırdır, fiziki yakınlaşma mutlaka cinsel ilişkiyle bitmelidir, cinselliği isteyen kadın yadırganmalıdır, erkek daima cinsel istekli olmalıdır, menopozla cinsel birleşme biter, yaşlılıkla cinsellik de biter. Tüm bunlar yanlış inanışlar olup erkeklerde cinsel isteksizliğe giden kapıyı açar.

Erkeklerde cinsel isteksizlik bir hastalık kabul edilmeli midir?

Erkeklerde cinsel isteksizlik bireysel ruh halini olumsuz etkilemekte ve gerekli danışmanlık alınmadığında giderek psikolojik rahatsızlığa dönüşebilmektedir. Ancak bunu hastalık değil de, rahatsızlık olarak tanımlamak daha doğrudur. Bu noktada cinsel isteksizliğe giden başlıca etken yukarıda belirtilen yanlış cinsel bilgilendirmelerdir. Bunun dışında kronik hastalıklar, ilaçlar (özellikle depresyon, tansiyon ve sakinleştirici ilaçlar), bazı alerjiler, sorunlu diyetler, fazla alkol tüketimi, tekdüze yaşam ve varikosel cinsel isteksizliğe yol açar. Cinsel isteksizlikte belirleyici olan birleşme isteğinin bitmesi ve bunun süreklilik arz etmesidir. Bu da sertleşme ve boşalma sorunlarına yol açmaktadır. Tedavi sürecinde ise erkeklik hormonları mutlaka teste tabi tutulmalı ve buna göre tedavi yolları seçilmelidir. Özetle, cinsel isteksizlik bir hastalık olarak kabul edilmemelidir. Ancak bir bozukluk olup bu konuda danışma hizmeti alınmalıdır. Şayet bu durum ‘cinsel tiksinti’ denilen bozukluğa yol açmışsa, daha ileri aşaması psikiyatrik hastalıklara yol açabilir. Bu durumda cinsel isteksizlik artık tiksinti düzeyine gelip hastalık halini almış demektir. Cinsel tiksinti ise DSM-IV ölçütlerine göre tanımlanır. Cinsel tiksinti yoksa cinsel isteksizlik sadece etkisi sınırlı bir bozukluk olup hastalık kabul edilmez. Dolayısıyla psikolojik terapi de dahil olmak üzere profesyonel yardım alınarak cinsel isteksizlik tiksinti sorununa dönüşmeden çözülmelidir. Elbette her cinsel isteksizlik, cinsel tiksintiye dönüşecektir diye bir kural da yoktur.

1 Yorum

Comments are closed.